Ziyaret Yerleri

Umrecilerimize 7 adet umre yaptırıyoruz. Bunlara ek olarak Mekke ve Medine’de çevre ziyaretleri yaptırıyoruz.

Ücretsiz Gezi ve Ziyaret Yerleri

Hudeybiye

Hudeybiye, İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Hudeybiye Antlaşması’nın yapıldığı mübarek bölgedir. Hicretin 6. yılında Hz. Muhammed (s.a.v.) ve sahabeleri burada büyük bir sabır ve teslimiyet örneği sergilemiş, yapılan antlaşma daha sonra Mekke’nin fethine giden sürecin başlangıcı olmuştur. Günümüzde umreciler, Hudeybiye’de bulunan Mescid-i Şecere (Bey’atür Rıdvan bölgesi) civarını ziyaret ederek burada ihrama girer ve nafile umrelerini eda etmek üzere yeniden Kâbe’ye yönelirler. Hudeybiye Umresi, hem Peygamber Efendimizin (s.a.v.) izlerini takip etme hem de İslam tarihinin en anlamlı hadiselerinden birini yerinde hissetme fırsatı sunan, manevi değeri son derece yüksek bir ibadettir.

Arafat

Arafat, hac ibadetinin en önemli rüknü olan vakfenin gerçekleştirildiği, duaların kabulüne vesile olan mübarek bir beldedir. Rahmet Dağı’nın bulunduğu bu kutlu mekân, Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. Havva’nın yeryüzünde yeniden buluştuğu yer olarak da rivayet edilir ve milyonlarca Müslümanın manevi buluşma noktasıdır. Umreciler, Arafat bölgesindeki Mescid-i Nemire ve Rahmet Dağı çevresini ziyaret ederek ihrama girer, ardından Kâbe’ye yönelerek nafile umrelerini eda ederler. Arafat Umresi, İslam tarihinin en önemli mekânlarından birinde bulunmanın huzurunu yaşatırken, kulun Allah’a yakınlığını ve teslimiyetini derinden hissetmesine vesile olan manevi değeri yüksek bir ibadettir.

Curane

Curane, Mekke ile Tâif arasında yer alan ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Huneyn Gazvesi’nin ardından ganimetleri dağıttıktan sonra ihrama girerek umre yaptığı mübarek bölgedir. Bu yönüyle Curane, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetiyle doğrudan bağlantılı önemli umre noktalarından biri olarak kabul edilir. Günümüzde umreciler, Curane Mescidi’nde ihrama girerek nafile umrelerini eda etmek üzere Kâbe’ye yönelirler. Curane Umresi, Resûlullah’ın izinden giderek aynı mekânda ihrama girmenin manevi huzurunu yaşatan, umre ibadetine ayrı bir anlam ve derinlik kazandıran özel bir ibadettir.

Tenim

Ten’im, Mekke’ye en yakın harem sınırı dışında yer alan ve Hz. Âişe (r.a.)’nin Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tavsiyesiyle burada ihrama girerek umresini eda ettiği mübarek bölgedir. Bu sebeple bölgede bulunan mescit, Mescid-i Âişe olarak da bilinmekte ve günümüzde umrecilerin en çok tercih ettiği ihram noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Umreciler, Ten’im’de ihrama girdikten sonra Kâbe’ye yönelerek nafile umrelerini yerine getirirler. Ten’im Umresi, Resûlullah’ın (s.a.v.) sünnetine uygun şekilde ihrama girmenin manevi huzurunu yaşatan, umre ibadetini daha anlamlı ve bereketli kılan önemli bir ibadettir.

Taif

Tâif, İslam tarihinde önemli olaylara şahitlik etmiş, Mekke’nin güneydoğusunda yer alan mübarek ve tarihi bir şehirdir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), İslam’ı tebliğ etmek amacıyla Tâif’e gitmiş, burada büyük zorluklar ve sıkıntılarla karşılaşmasına rağmen sabır ve merhamet örneği göstermiştir. Günümüzde umreciler, Tâif ziyaretinde Mescid-i Addas, Rahmet Vadisi ve tarihi mekânları ziyaret ederek Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yaşadığı bu anlamlı hadiseleri yerinde hissetme fırsatı bulurlar. Tâif Umresi, Resûlullah’ın (s.a.v.) sabır, teslimiyet ve tebliğ mücadelesini hatırlatan, manevi değeri yüksek ve unutulmaz bir ziyaret deneyimi sunmaktadır.

Zulhuleyfe

Zülhuleyfe, Medine-i Münevvere’nin güneybatısında yer alan ve Mescid-i Nebevî’ye en uzak mikat noktası olarak bilinen mübarek bir bölgedir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Medine’den Mekke’ye umre veya hac için giderken burada ihrama girmiş ve ashabına da bu noktadan ihrama girmelerini tavsiye etmiştir. Günümüzde Mescid-i Şecere olarak da bilinen Zülhuleyfe Mikatı, Medine’den gelen umrecilerin ihrama girdikleri önemli noktalardan biridir. Zülhuleyfe Umresi, Resûlullah’ın (s.a.v.) izinden giderek aynı mekânda ihrama girmenin huzurunu yaşatan ve umre ibadetine manevi bir derinlik kazandıran özel bir ibadettir.

Cidde

Cidde, Kızıldeniz kıyısında yer alan ve Mekke-i Mükerreme’ye açılan önemli giriş noktalarından biri olan tarihi bir şehirdir. Umre yolculuklarında hava yoluyla gelen ziyaretçiler için önemli bir merkez olan Cidde, aynı zamanda İslam tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Cidde’den umre yapmak isteyen ziyaretçiler, mikat sınırına uygun şekilde ihrama girerek Mekke’ye yönelir ve Kâbe-i Muazzama’da umre ibadetlerini yerine getirirler. Cidde Umresi, kutsal beldelere yapılan manevi yolculuğun başlangıç noktalarından biri olarak, umrecilerimize huzur ve heyecan dolu özel bir ibadet deneyimi sunmaktadır.

Cin Mescidi

Cinlerin Hz. Peygamber (s.a.s.)’den Kur’ân-ı Kerim dinleyerek iman edip kendisine biat ettikleri yer olarak ifade edilen mahalde Cin Mescidi adıyla bir mescit bulunmaktadır. Bugün burada bulunan mescidin yerinde daha önce eskiden yapılmış bir mescit bulunmaktaydı. Bu mescidin de tarih boyunca pek çok defa yenilendiği anlatılmaktadır. Rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (s.a.s.), yanına Abdullah b.Mesud (r.a.)’u alarak bu mescidin olduğu yere gelir. Bir daire çizer. Abdullah b. Mesud’dan onun dışına çıkmamasını ister. Cinler burada Allah elçisini dinlerler, ona biat ederler ve Müslüman olurlar.

Fetih Mescidi

Fetih Mescidi, Mekke Bölgesi’ne bağlı Cümûm Şehri’nde bulunmaktadır.

Mekke’nin Fethi için Müslümanlar 630 yılında 10.000 kişi ile yola çıkmış, Mekke yakınlarında Mekke şehrini gören yüksek bir yerde gece konaklanmış ve burada Peygamber Efendimiz (SAV) 10.000 Sahabe’ye ayrı ayrı ateş yaktırmış ve müşriklere çok gözükmüşlerdir. Peygamber Efendimiz (SAV) çadırında Allah (C.C)’a Fetih için dua etmiştir. Bu çadırın bulunduğu yere sonradan yapılan mescide de Fetih Mescidi denmiştir.

Mescid-i Şecere

Mescid-i Cin’in hizasında bir mesciddir. Peygamber Efendimiz Mescid-i Cin’in bulunduğu yerde cinnilerden gelen bir heyetle görüşmüştür. Peygamber Efendimiz değişik zaman ve mekânlarda cinlere vahiy tebliğ etmek için Kur’ân-ı Kerim okurdu. Bir gün Abdullah b. Mes’ûd’la birlikte Hacûn yakınlarında bir yere gittiklerinde toprağa bir çizgi çekerek ondan bunu aşmamasını istemiş ve çizginin ilerisinde cinlere Kur’ân-ı Kerim okumuştur. Bu hususu İbn-i Mes’ud Hz. Şöyle anlatıyor: Cinler Peygamber Efendimiz’e; “Senin, Allah’ın Rasülü olduğuna kim şahitlik eder?” diye sordular. Yakınlarında bir sakız ağacı vardı. Peygamber Efendimiz o ağaca işaret ederek; “Şu ağacı gördünüz mü? O şahitlik ederse iman eder misiniz?” Cinler “Evet iman ederiz” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz ağacı çağırdı, ağaç dallarını budaklarını sürükleyerek geldi; “Benim Allah’ın Rasülü olduğuma şehadet eder misin?” diye sordu. Ağaç: “Şehadet ederim ki sen Allah’ın Rasülüsün” dedi. O ağacın bulunduğu ve bu mucizenin tahakkuk ettiği yere mescid yapıldı.

Cennetü’l Mualla

Cahiliye döneminden bugüne kadar Mekke Mezarlığı olup Harem-i Şerif’in yaklaşık 2 km. kuzeyinde olan bir kabristanlıktır. Mescid-i Cin yakınında bulunan bu yer, İslam öncesinde ve ilk dönem İslam tarihlerinde Hacûn diye geçmektedir. Cennetü’l-Muallâ kabristanını ikiye bölerek batıya doğru, el-Atibiye mahallesine giden yolun rampasına Seniyyetü’l Hacûn denir. Mekke’nin yukarı kesiminde bulunan bu yer zamanla Ma’lât adıyla anılmaya başlanmış; mezarlık da Makberetü’l-Ma’lât adıyla meşhur olmuştur. Rasülüllah Efendimiz Mekke kabristanını göstererek; “Bu kabristan ne güzeldir” buyurmuştur. 1 Medine’deki Bakî Mezarlığı’nın Türkler arasında “Cennetü’l-Bakî” olarak anılmasından dolayı Mekke’deki bu mezarlığa da “Cennetü’l-Muallâ” denilmiştir. Burada müminlerin annesi Hazreti Haticetü’l Kübra (r. Anhâ)’nın mübarek kabirleri, sahabe-i kiram, tabiin ve salihinden birçok kimselerin kabirleri vardır. Abdullah İbn-i Zübeyr (r.abhüma), Hz. Ebu Bekr’in büyük kızları Esmâ (r.anhâ), yine Hz. Ebu Bekr’in oğlu Abdurrahman (r.a.), Abdullah İbn-i Ömer (r.a.), Osman bin Talhâ (r.a.) hazretleri gibi sahabe-i kiramın büyüklerinden birçok zatların kabirleri de buradadır. Ayrıca Hz. Peygamber’in oğulları Kâsım ile Abdullah’ın kabirleri de buradadır.

Peygamber Efendimizin (SAV) Doğduğu Ev

Peygamber Efendimizin doğduğu evin yeri, bugün Mekke kütüphanesi olarak kullanılan binanın bulunduğu yerdir. Harem-i Şerif’in kuzeyinde, yaklaşık 300 metre uzaklıktadır. Burada Allah Resûlü’nün dedesi Abdulmuttalib’in evi varmış. Sonra oğulları arasında paylaştırılmış ve bugünkü Mevlid-i Nebî’nin, yani kütüphanenin bulunduğu yer, Allah Resûlü (s.a.s.)’nün babasına verilmiş, ondan da Allah Resûlü (s.a.s.)’ne intikal etmiş. Buraya ‘Peygamberin doğduğu yer’ anlamında ‘Mevlid-i Nebî’ denmektedir. Tarih içerisinde Peygamber Efendimizin doğduğu ev birçok defa el değiştirmiş, sonunda Harun Reşid’in annesi Huzeyran Hanım burayı satın alıp mescide dönüştürmüştür. Tarih boyunca birçok defa tamir edilmiştir. Bugünkü yapının, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapıldığı ifade edilmektedir. Eski bina yıkılarak yeniden yapılmak suretiyle şimdiki hâline getirilmiştir. Daha sonraları kütüphane hâline getirilen bina Mekke Evkaf İdaresine devredilmiştir.

Peygamberimizin doğduğu ev

Hira Mağrası

Hira mağarası, Nur Dağı’nın zirvesinden 15 m. aşağıda dağın kuzeyine bakan tarafında yer almaktadır. İçerisinde bir kişinin kalabileceği kadar bir alan vardır.

Hz. Peygamber, 35 yaşından itibaren burada inzivaya çekilmeye, orada günlerce kalarak tefekkür etmeye başlamıştır. İlk vahiyler olan Alâk sûresinin ilk 5 ayeti böyle bir inziva esnasında burada inmiştir. Mutasavvıflar, O’nun Nur Dağı’ndaki itikâfını, Hz. Musa’nın Tur Dağı’ndaki halvetiyle kıyaslarlar, inziva ve itikâfın önemini vurgulamak için Hira tecrübesine işaret ederler. Hakikati arayış içerisinde olan Hz. Peygamber, câhiliyye’nin hüküm sürdüğü Mekke’nin hareketli hayatından uzaklaşıp, kendisini dinleyebilmek, kâinat hakkında tefekkür edebilmek amacıyla geliyordu Hira’ya. Orada inen ilk vahiylerle hem kendisini, hem de Rabbini bulmuştu. Çünkü O, vahiyle, Kur’an’la buluşmuştu.

Sevr Mağrası

Hicret sırasında Resûlullah (s.a.s.), Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile birlikte müşriklerden korunmak amacıyla içine girerek sığındıkları ve üç gün kaldıkları yere Sevr mağarası denmektedir. Sevr Dağı, Mekke’nin güney batısında yer almaktadır. Yemen yolu üzerinde Mekke’den 5 km. uzaklıkta yer alır. Hayli yüksektir. Bu mağara, Sevr Dağı’nın tam tepesinde bulunmaktadır. İki üç kişinin sığacağı kadar bir alanı vardır. Kur’an-ı Kerim’de de bu mağara zikredilmektedir. (Tevbe sûresi, 9/40)

Mekkelilerin, kendisine suikast düzenleyeceği haberini alan Hz. Peygamber, sıcak sebebiyle herkes öğle uykusundayken Hz. Ebu Bekr’in evine gelir. Ona, kendisine hicret emri verildiğini söyler. Gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra ikisi, doğru Sevr Dağı’nın zirvesine çıkarlar. Aslında Medine’ye hicret etmelerine rağmen, sırf suikastçıları şaşırtmak için strateji gereği Medine istikametine değil de, tam ters istikametteki Sevr’e tırmanırlar.

Sevr Mağarası

Müzdelife

Müzdelife, Hac ibadetinin en önemli duraklarından biri olup, Arafat ile Mina arasında yer alan mübarek bir bölgedir. Hacılar, Arafat vakfesinin ardından geceyi burada geçirir ve şeytan taşlamada kullanılacak taşları bu kutsal topraklardan toplarlar. Umre programımız kapsamında misafirlerimize Müzdelife’yi ziyaret etme fırsatı sunarak, bu mübarek mekânın manevi atmosferini yakından hissetmelerini ve İslam tarihindeki önemini rehberlerimiz eşliğinde öğrenmelerini sağlıyoruz. Böylece kutsal topraklardaki yolculukları çok daha anlamlı ve unutulmaz bir manevi deneyime dönüşmektedir.

Mina (Şeytan Taşlama)

Mina, Hac ibadetinin en önemli duraklarından biri olup, Hz. İbrahim’in (a.s.) Allah’ın emrine olan teslimiyetini ve şeytanın vesvesesine karşı gösterdiği kararlılığı simgeleyen şeytan taşlama ibadetinin gerçekleştirildiği mübarek bölgedir. Milyonlarca Müslümanın aynı manevi duygularla buluştuğu bu kutsal mekân, sabır, teslimiyet ve kulluk bilincinin en güçlü şekilde hissedildiği yerlerden biridir. Umre programımız kapsamında misafirlerimize Mina’yı ziyaret etme imkânı sunuyor, rehberlerimiz eşliğinde bölgenin dini ve tarihi önemini anlatarak bu manevi atmosferi yakından yaşamalarına vesile oluyoruz. Böylece kutsal topraklardaki yolculukları daha bilinçli, anlamlı ve unutulmaz bir deneyime dönüşmektedir.

Mina (Şeytan Taşlama)

Mina, Hac ibadetinin en önemli duraklarından biri olup, Hz. İbrahim’in (a.s.) Allah’ın emrine olan teslimiyetini ve şeytanın vesvesesine karşı gösterdiği kararlılığı simgeleyen şeytan taşlama ibadetinin gerçekleştirildiği mübarek bölgedir. Milyonlarca Müslümanın aynı manevi duygularla buluştuğu bu kutsal mekân, sabır, teslimiyet ve kulluk bilincinin en güçlü şekilde hissedildiği yerlerden biridir. Umre programımız kapsamında misafirlerimize Mina’yı ziyaret etme imkânı sunuyor, rehberlerimiz eşliğinde bölgenin dini ve tarihi önemini anlatarak bu manevi atmosferi yakından yaşamalarına vesile oluyoruz. Böylece kutsal topraklardaki yolculukları daha bilinçli, anlamlı ve unutulmaz bir deneyime dönüşmektedir.

Deve Çiftliği

Umre programımız kapsamında Mekke’de gerçekleştirdiğimiz Deve Çiftliği Ziyareti, umrecilerimize bölgenin geleneksel yaşamını yakından tanıma ve develeri doğal ortamlarında görme fırsatı sunmaktadır. Ziyaret sırasında umrecilerimiz, develer hakkında bilgi edinirken çiftlikte keyifli ve farklı bir deneyim yaşama imkânı bulur. Ayrıca isteyen misafirlerimiz, çiftlikte taze deve sütünü tatma fırsatı da bulmaktadır. Mekke’nin manevi atmosferine farklı bir deneyim katan bu özel gezi, umre yolculuğumuzu unutulmaz anılarla zenginleştirmektedir.

Hz. Ebubekir Mescidi

Mescid-i Ebu Bekir Es-Sıddîk, Mescid-i Nebevi’nin hemen yanında yer alır. Medine musallâsında yer alan mescidlerden biri olan Mescid-i Ebu Bekir Es-Sıddîk, Mescidi Gamame’ye 40 m mesafededir. Mescid-i Musallâ’nın kuzeybatısındaki Amîdiyye sokağının başındadır. Hz. Ebu Bekir halifeliği sırasında burada bayram namazı kıldırdığı için bu adı almıştır. Bu yerde Peygamber Efendimiz (sas) de bayram namazı kıldırmıştır. İlk defa Ömer b. Abdülazîz tarafından inşa edilen mescid, 1838’de Sultan II. Mahmud tarafından yenilenmiştir. 1990’da tamirattan geçirilen ve 292 m2’lik bir alanı kaplayan mescid halen Osmanlı mimarî tarzını korumaktadır.

Hz. Ömer Mescidi

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biri de Hz. Ömer Mescidinin yeridir. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında bayram namazlarını Efendimiz (s.a.v.)’e uymak amacıyla burada kıldırmıştır. Mescid-i Nebevi’den 455 m. uzaklıktadır. Osmanlı Sultanı II. Mahmud tarafından Hicri 1254 yılında tamir ettirilmiştir. Şu an ibadete kapalıdır.

Hz. Ömer Mescidi
Hz Osman Mescidi

Hz. Osman Mescidi

Bu mescid 1983’te Hz. Osman’a (r.a.) atfen imar edilmiştir. Medine’de, Mescid-i Nebevi’nin 450 m. güney batısında, bugünki hurma pazarının biraz ilerisinde olup tek kubbesi ve 45 m. uzunluğunda bir minaresi vardır.

Dört büyük halîfenin üçüncüsü olan Hz. Osman Bin Affan (r.a.); hayası, takvası, cömertliği ve itaatkarlığıyla bilinen büyük sahabelerden biridir. Kur’an denince ilk akla gelen ve Kur’an okurken şehid edilen Hz. Osman (r.a.), Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) en çok sevdiği sahabelerdendir

Hz. Ali Mescidi

Hz. Ali Mescidi, İslam tarihinin önemli şahsiyetlerinden Hz. Ali’nin (r.a.) hatırasını yaşatan ve manevi değeri yüksek ziyaret noktalarından biridir. Bu mübarek mekân, ziyaretçilerine İslam’ın ilk dönemlerine uzanan tarihi atmosferi hissetme ve Hz. Ali’nin örnek ahlakını, cesaretini ve Allah’a olan bağlılığını hatırlama fırsatı sunar. Umre programımız kapsamında misafirlerimize Hz. Ali Mescidi’ni ziyaret etme imkânı sağlayarak, rehberlerimiz eşliğinde mescidin tarihi ve manevi önemini anlatıyor, kutsal topraklardaki ibadet yolculuklarını daha bilinçli, anlamlı ve unutulmaz bir manevi deneyime dönüştürüyoruz.

Osmanlı Tren İstasyonu

1900 yılında yapımına başlanan ve 1908’de Medine’ye ulaşan Hicaz Demiryolu ile Medine-İstanbul arasında bağlantı kurulmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinin ardından Hicaz Demiryolu âtıl hale gelmiştir.

Bugün yeniden canlandırılmaya çalışılan Hicaz Demiryolunun son durağı olan Medine’deki istasyon binasıyla yanındaki Osmanlı tarzı cami hâlâ ayaktadır.

Gamame Mescidi

Medine’de bulunan Mescid-i Gamâme Mescid-i Nebevî’nin çok yakınında bulunmaktadır.

Resûl-i Ekrem bayram namazlarını Mescid-i Nebevî’de değil, buraya güneybatı yönünde 500 m. mesafedeki açık alanda kıldırırdı. Bazen yağmur duası için de kullanılan ve Medine’ye gelen kafilelerin konakladığı Menâha adlı bu yerin bir bölümü musallâ hâline getirilmişti. Ömer b. Abdülazîz Medine valiliği esnasında burayı imar etmiş ve bundan sonra Mescid-i Musallâ adıyla anılmıştı.

Resûlullah bayram namazı ve yağmur duası için buraya çıktığı zaman kendisini bir bulutun gölgelemesi sebebiyle sonraki dönemlerde Gamâme Mescidi adıyla meşhur oldu.

Sultan Abdülmecid tarafından yeniden inşa edilen 32,5 x 23,5 m. ölçüsündeki Mescid-i Gamâme güney tarafında 12 m. yüksekliğinde bir büyük kubbe, kuzey tarafında ise bu büyük kubbeyle uyumlu beş küçük kubbe ile örtülüdür. Sultan II. Abdülhamiddöneminde ve 1990’da kapsamlı bir onarımdan geçirilen mescid, Osmanlı mimari tarzını hâlâ korumaktadır.

Amberiye Mescidi

Anberiye (Amberiye) Mescidi, Medine’nin Osmanlı döneminden günümüze ulaşan en önemli tarihi eserlerinden biridir. Sultan II. Abdülhamid döneminde, Hicaz Demiryolu Projesi kapsamında inşa edilen bu zarif mescit, Osmanlı’nın kutsal topraklara verdiği değerin ve hizmet anlayışının önemli bir simgesidir. Umre programımız kapsamında misafirlerimize Anberiye Mescidi’ni ziyaret etme imkânı sunuyor, rehberlerimiz eşliğinde mescidin tarihi, mimari özellikleri ve Osmanlı’nın Medine’ye bıraktığı eşsiz mirası hakkında bilgiler aktarıyoruz. Bu anlamlı ziyaret sayesinde misafirlerimiz hem İslam tarihine hem de Osmanlı’nın kutsal beldelere yaptığı hizmetlere yakından tanıklık etme fırsatı bulmaktadır.

Mescid-i Kıbleteyn

Peygamber Efendimiz Kıble’nin Kâbe olmasını, yani namazların Kâbe’ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu. Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15. günü (Berat Kandilinde) Hz. Peygamber, Seleme oğulları mahallesinde öğle veya ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada, ikinci rekatın sonunda aşağıdaki âyet-i kerime indi: “… Seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) doğru dön. (Ey mü’minler) siz de nerede olursanız olun, (namazda) oraya doğru dönün.” (54)

Bunun üzerine Hz. Peygamber, namazı bozmadan hemen Kâbe istikametine döndü, cemaat de saflarıyla birlikte döndüler. Böylece Kudüs’e doğru başlanan namazın son iki rekatı Kâbe’ye yönelinerek tamamlandı. İşte bu bakımdan bu mescide Mescid-i Kıbleteyn (İki Kıbleli Mescid) denir.

Bu mescidin yerinde şimdi büyük bir cami yapılmıştır. Bu camii ziyaret edilerek iki veya dört rekat Tahiyyet’ül-Mescid namazı kılınması ve dua edilmesi güzel olur.

Cuma Mescidi

Cuma Mescidi

Medine-i Münevvere’nin, İslam tarihi içinde önemi yüksek mescitlerinden biri de Cuma Mescidi’dir. Kubâ ile Medine arasındaki Ranuna Vadisi içinde bulunan bu kadim mescit, Resûl-i Ekrem’in hicretinden hemen sonra Kubâ’dan Medine’ye dönerken, ilk cuma namazını kıldırdığı yerde inşa edilmiştir.

Bu mevkide o zamanlar Hazrec Kabilesi’ne mensup Salimoğulları ikamet etikleri için ilk sıralarda “Mescid-i Benî Salim” adıyla tanınan camiye, bir vadi içinde olması sebebiyle “Mescid-i Vadi” de denilmiştir. Ömer b. Abdülaziz’in Medine valiliği sırasında, Resûlullah’ın cuma namazını kıldırdığı yerin etrafı yüksek duvarlarla çevrilerek bir mescit hâline getirilmiş ve uzun yıllar böyle hizmet vermiştir.

Osmanlı sultanlarından II. Bayezid zamanında buraya zarif ve sağlam bir cami inşa edilmiştir. 1987 yılına kadar ayakta kalmayı başaran bu Osmanlı yapısı, üzerinde tek kubbe bulunan, 8×4 m. ebadında ve 6 metre yüksekliğinde bir bina idi. Ayrıca 8×6 m. kadar üstü açık bir avlusu vardı, kitabesi üzerinde “Emire’l-Müminîn es- Sultan el-Meliku’l-muzaffer Bayezid” Han’ın inşa ettirdiği yazılı idi. Etrafı hurma bahçeleriyle çevrili bu mescit aradan geçen uzun seneler sebebiyle bakım ve onarıma ihtiyaç duyduğundan bir parça tamir edilmişse de 1992 yılında tamamen yıktırılarak yerine bugünkü mescit yapılmıştır. Çok daha büyük bir arazi üzerine inşa edilen bugünkü mescit, 1630 m2 olup epeyce gösterişli bir yapıdır. Biri büyük diğerleri küçük beş kubbesi, tek şerefeli bir minaresi vardır. Taç kapısı kuzeyde olup üzerindeki madalyonda güzel bir istifle “Udhulû-hâ bi selimin âminîn” ibaresi yazılıdır

Kuba Mescidi

Kuyuları ve hurma bahçeleriyle meşhur verimli bir vaha üzerinde kurulmuş olan ve adını buradaki bir kuyudan alan Kubâ, Mekke yolu üzerinde bulunan bir köydü. Rasülüllah Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında Medine’ye yaya bir saatlik mesafede bulunan Kubâ’ya ulaştı. 14 gün müsafir kaldı. Bu süre içerisinde Evs’in bir kolu olan Amr b. Avf oğullarından Gülsûm b. El-Hedm’in evinde misafir kaldı; genişliğinden dolayı daha uygun gördüğü Sa’d b. Hayseme el-Ensari’nin evinde de ashabıyla sohbet etti. İnşaatında bizzat kendilerinin de çalıştığı İslam’da ilk mescidi yaptırdı. Burada namaz kıldı. Sa’d b. Hayseme’nin evinde Rasülüllah’ın (s.a.v.) namaz kılarak ashabıyla sohbet ettiği yer 1985’te gerçekleşen son imara kadar korunmuş, bu genişletmede Kubâ Mescidi’ne dâhil edilmiştir.

Kubâ Mescidi, Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ’dan sonra en faziletli mesciddir. Kubâ Mescidi’nde namaz kılmayı umreyle eşdeğer gören Peygamber Efendimiz, Medine’de bulunduğu zamanlar Cumartesi, bazen da Pazartesi günleri ve Ramazan’ın 17. günü Mescid-i Kubâ’ya giderek namaz kılar, burada verilen Kur’an-ı Kerim derslerini denetler, kendisine sorulan soruları cevaplandırırdı.

Hendek savaşının yapıldığı yer

Hendek Savaşının Yapıldığı Yer

Hz. Peygamber’in müşriklerle yaptığı en önemli savaşlardan birisi de, Uhud savaşından iki yıl sonra, hicretin 5 nci yılı Şevval (23 Şubat 627) ayında Medine’nin kuzeyinde cereyan etmiştir. Uhud’ta müslümanların gücünü tam olarak kıramayan Kureyş müşrikleri, Gatafan Kabileleri ve bunlara destek veren Kureyza Yahudileri 12 bin kişilik bir güçle Medine’ye saldırma kararı almıştı. Bu haberi alan Allah’ın Rasûlü derhal bir savaş meclisi topladı. Kenti savunma kararı alınınca, Selman-ı Fârisî’nin, “bizde bir şehir üstün güçlerle kuşatıldığı zaman daima çevresine bir hendek kazılır ve şehir bu şekilde savunulur” demesi üzerine, bu görüş benimsendi. Çünkü şehrin diğer tarafları dağ ve hurmalıklarla çevrili idi. Buna göre, şehrin dışa açık olan tarafına iki hafta süren çalışmalarla hendekler kazıldı. Atla bile aşılamayacak genişlik ve derinlikte olan hendekten çıkan toprakların arkasına da sahabe birlikleri mevzilendi. Savaşabilecek müslümanların sayısı üç bin kadardı. 36 da at vardı.

Uhud-Medine yolu üzerinden gelen birleşik güçler, hendek gerisinde mevzîlendiler. Önemli bir çatışma olmaksızın muhasara uzadı. Mevsimin kış oluşu, Medine’nin dışarısı ile irtibatının kesilmesi, yiyecek sıkıntısı doğurmaya başlamıştı. Bu arada Allah’ın Elçisi Gatafan kabilesi reisleri ile görüşerek Medine hurma gelirinin üçte biri karşılığında savaştan çekilmeleri teklifini yapmışsa da, Sa’d İbn Muaz ve Sa’d İbn Ubâde ile istişare sonucunda bu teklifinden vazgeçti. Bu arada Kurayza Yahudileri de saldırmazlık antlaşmasını bozarak, düşmanın safına geçmişti. Ancak düşman safında iken gizlice İslâm’a giren Nuaym İbn Mes’ud es-Sakafî’yi, Kurayzalılar’la birleşik güçlerin arasını açmak için görevlendiren Allah’ın Elçisi, bunda muvaffak oldu.

Bir ay süren kuşatmanın arkasından Cenâb-ı Hakk’ın yardımı görüldü. Çıkan soğuk bir rüzgâr tüm düşman çadırlarını yıkıyor, ateşlerini söndürüyor, atları ürküyor ve kendileri de toz toprak içinde kalıyordu. Bu durum düşmanı korkuttu ve savaşı bırakıp çekildiler. Ancak önceki anlaşmayı bozan Yahudiler de o bölgeden sürgün edildi

Yedi Mescidler

Hendek Savaşı’nın geçtiği yerde Sel’ dağının kuzeybatısında Mesâcid-i Feth diye de anılan yedi küçük mescid vardır. Bunlardan Mescid-i Feth, Mescid-i Selmân-ı Fârisî, Mescid-i Ali b. Ebû Tâlib ve Mescid-i Ebû Bekir es-Sıddîk klasik kaynaklarda geçmekte, Mescid-i Ömer b. Hattâb ve Mescid-i Sa’d b. Muâz’ın (Mescid-i Fâtıma) XX. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu altı mescidin biraz güneyinde yer alan ve XX. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Mescid-i Benî Harâm’ın araya diğer yapılar girmeden önce onlarla bir bütünlük arzetmesinden dolayı veya Hendek yakınındaki Mescidü’r-râye’nin Mesâcid-i Seb’a’yı tamamladığı ileri sürülmektedir.

Yedi Mescidler

Uhud Dağı ve Şehitliği

UHUD DAĞI VE ŞEHİTLİĞİ (OKÇULAR TEPESİ) Uhut dağı, Mescid-i Nebevi’ye yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Peygamber efendimizin (S.A.V) “Bu dağ bizi sever biz de onu” dediği Uhud Dağı’nda bulunur.Hz. Hamza ile birlikte 70 müslümanın şehit edildiği hicretin 3.yılında yapılan Uhud savaşının yapıldığı yerdir. Müslümanların 700 kişi olmasına karşın müşriklerin 3000 kişi ile savaştığı Uhud savaşının sonrasında 70 müslüman Uhud dağının eteklerine defnedilmiştir. Bu savaşta Peygamber efendimizin (S.A.V) mübarek dişi kırılmış ve yüzü yarılmıştır.

Peygamber efendimiz her yıl Uhud Şehitliği ni birden fazla kez ziyaret eder, şehitleri selamlardı. Uhut Şehitliği Medine’nin 5 km kuzeyinde yer almaktadır. Efendimiz(S.A.V) in sözlerine karşın, savaşı kazandıklarını düşünerek yerlerinden ayrılan okçularla birlikte savaşın seyri değişmiş ve 70 şehit verilmiştir.

Günümüzde Uhut Şehitliği ndeki kabirlerden yalnızca Hz.Hamza’nın kabri bilinmektedir. Diğer şehitlerin kabirlerini gösteren bir taşın konulduğu zikredilmektedir. Şehitler arasında Abdullah b. Cahş, Mus‘ab b. Umeyr ve Abdullah b. Cübeyr de vardır.

Hurma Bahçeleri

Medine’nin bereketli topraklarında yetişen hurmalar, asırlardır hem bölge halkının geçim kaynağı hem de İslam kültürünün önemli simgelerinden biri olmuştur. Medine dış gezilerimiz kapsamında düzenlediğimiz hurma bahçeleri ziyaretinde misafirlerimiz, farklı hurma çeşitlerini yakından tanıma, yetiştirilme süreçleri hakkında bilgi edinme ve taze hurmaları yerinde görme fırsatı bulmaktadır. Bu keyifli gezi sayesinde hem Medine’nin doğal güzelliklerini keşfedebilir hem de dünyaca meşhur Medine hurmalarını güvenilir üreticilerden temin ederek manevi yolculuğunuzu unutulmaz bir kültürel deneyimle taçlandırabilirsiniz.

Gars Kuyusu

Gars Kuyusu, Medine’nin manevi değeri yüksek tarihi mekânlarından biri olup, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) suyundan içtiği ve mübarek kabul ettiği kuyulardan biri olarak rivayet edilmektedir. İslam tarihinde önemli bir yere sahip olan bu mübarek kuyu, asırlardır Müslümanların ilgiyle ziyaret ettiği manevi duraklardan biridir. Umre programımız kapsamında misafirlerimize Gars Kuyusu’nu ziyaret etme imkânı sunuyor, rehberlerimiz eşliğinde kuyunun tarihi ve dini önemi hakkında bilgiler aktarıyoruz. Bu anlamlı ziyaret, misafirlerimizin Medine’nin manevi atmosferini daha yakından hissetmelerine ve kutsal topraklardaki yolculuklarını daha bilinçli ve unutulmaz bir deneyime dönüştürmelerine katkı sağlamaktadır.

Bedir Şehitliği

Bedir Şehitliği, Bedir Savaşı’nda şehit olan Müslümanların kabri bulunduğu yerdir. Bedir, Mekke’nin 160 km güneybatısında bulunan vadiye yakın bir bölgedir. Bedir Şehitliği’nde, savaşta hayatını kaybeden Müslümanların kabri vardır. Bunlardan bazıları, İslam’ın ilk şehitleri arasında yer alır.

Bedir Kuyuları

Bedir, Medine’ye seksen mil mesafede bulunan, Mekke ile Medine arasında bir yerin adıdır. Medine-Mekke yolunun Suriye kervan yoluyla birleştiği yerde bulunmaktadır. Burası Bedir Savaşı’nın yapıldığı yerdir. Bu savaşta şehit düşen on dört Ashâbın mezarları da orada bulunmaktadır. Bu mezarlığın hemen üzerinde Cebel-i Melâike denilen bir beyaz dağ vardır. Bu dağın özelliği, Peygamberimize yardıma gelen meleklerin bu dağa indirilmiş olmasıdır. Diğer dağlardan farklı olarak beyaz bir kum dağı olarak durmaktadır.

Melekler Tepesi

Bedir ovasına hâkim bu kum tepesi, halk arasında Cebel-i Melike (Melekler Tepesi) olarak anılır. Rivayetlere göre, Bedir Savaşı sırasında ilahî yardımın tecelli ettiği, meleklerin bu bölgeye indiği kabul edilir. Bu sebeple Müslümanlar için sadece bir tepe değil; sabrın, teslimiyetin ve ilahî nusretin sembolüdür.

Hicretin 2. yılında, Medine’nin yaklaşık 150 km güneybatısında gerçekleşen bu büyük imtihanda Müslümanların sayısı 313 idi. Müşrik ordusu ise yaklaşık 1000 kişiden oluşuyordu. İmkân bakımından son derece sınırlı olan Müslümanların sadece iki atı ve yetmiş devesi vardı; müşrikler ise hem sayı hem teçhizat bakımından üstün durumdaydı. Buna rağmen iman gücü, maddi üstünlüğün önüne geçti.

Kur’an-ı Kerim’de bu ilahî yardımın bildirildiği ifade edilir. Âl-i İmrân Suresi’nde bin melekle yardım edileceği müjdelenmiş, devamında sabır ve takvâ şartıyla bu sayının üç bine ve hatta beş bine kadar çıkarılacağı bildirilmiştir. Enfâl Suresi’nde ise ardı ardına gönderilen bin melekle destek verildiği haber verilir.

Mescid-i Ariş

Mescid-i Arîş, Bedir Gazvesi’nin meydana geldiği yerde yapılmıştır. Peygamberimiz (sav.)’in savaşı idare etmesi için kurulan gölgeliğin bulunduğu Bedir’e hâkim bir tepede inşa edilen mescidin aşağı tarafında, İslam ordusunun yakınında karargâh kurduğu kuyular yer almaktadır. İlk defa kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmeyen bu mescidin giriş kapısının sağında yer alan ve günümüzde de korunan kitâbeden Osmanlı döneminde yenilendiği anlaşılmaktadır. Bugün burada modern tarzda inşa edilen ancak geçmişten de bazı izler taşıyan güzel bir mescit yer almaktadır.

Havva Validemizin Kabri

Cidde’de bulunan ve halk arasında “Havva Validemizin Kabri” olarak bilinen yer, İslam dünyasında önemli ziyaret noktalarından biri olarak kabul edilir. Bu alan, bazı Müslümanlar tarafından Hz. Havva’nın medfun olduğu yer olarak görülmekle birlikte, kabrin kesin konumu hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Tarihi kaynaklara göre bu kabir geçmişte ziyaret edilen bir türbe iken, 20. yüzyılın başlarında yıkılmış ve daha sonra bulunduğu alan kapatılmıştır. Günümüzde “Havva Mezarlığı” olarak anılan bu bölge, manevi hatırası ve İslam tarihindeki yeri sebebiyle Cidde ziyaretlerinde önemli duraklardan biri olmaya devam etmektedir.

Havva Validemiz'in kabri

Kısas Mescidi

Cidde’de bulunan Kısas Mescidi, halk arasında adını geçmişte yakın çevresinde uygulanan kısas (İslam hukukunda suçlara karşılık verilen ceza) uygulamalarından aldığı bilinen tarihi ve dikkat çekici bir yapıdır. Şehrin önemli noktalarından birinde yer alan bu mescit, sade mimarisi ve manevi atmosferiyle ziyaretçilerin ilgisini çeker. Günümüzde aktif olarak ibadete açık olan Kısas Mescidi, hem yerel halkın hem de şehri ziyaret edenlerin uğrak noktalarından biri olup, Cidde’nin dini ve kültürel dokusunu yansıtan önemli mekânlar arasında yer alır.

Kızıl Deniz’de Elbeyk Ziyafeti

Kızıl Deniz sahilinde gerçekleştirilen El-Beyk ziyafeti, İzmir’den gelen umre ziyaretçilerimize hem keyifli hem de lezzetli bir mola sunar. Suudi Arabistan’ın en meşhur fast-food markalarından biri olan Al Baik, özellikle özel baharatlarla hazırlanmış çıtır tavukları ve eşsiz soslarıyla tanınır. Cidde sahilinin ferah atmosferinde, deniz manzarası eşliğinde sunulan bu ikram, yolculuğun yorgunluğunu atarken samimi ve unutulmaz bir deneyim yaşatır. Kızıl Deniz’in huzur veren ortamında El-Beyk lezzetleriyle geçirilen bu anlar, gezinin en keyifli hatıralarından biri olarak hafızalarda yer eder.

Hamra Mescidi

Cidde’nin Al-Hamra bölgesinde yer alan Hamra Mescidi, şehrin modern yerleşim alanları içerisinde bulunan ve özellikle yerel halkın yoğun olarak kullandığı ibadet mekânlarından biridir. Kızıl Deniz sahiline yakın konumuyla dikkat çeken bu mescit, sade mimarisi ve düzenli yapısıyla huzurlu bir ibadet ortamı sunar. Çevresinde oteller, yürüyüş alanları ve şehir hayatının canlı noktaları bulunmasına rağmen, iç atmosferi sakinlik ve maneviyat hissini ön plana çıkarır. Cidde’deki birçok mescit gibi aktif olarak kullanılan Hamra Mescidi, ziyaretçilere hem ibadet etme hem de şehrin günlük dini yaşamını yakından gözlemleme imkânı sunan önemli duraklardan biridir.

Abdullah Bin Abbas Mescidi

Taif şehrinde bulunan Abdullah Bin Abbas Mescidi, İslam tarihinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Abdullah bin Abbas’ın adıyla anılan ve kabri de içerisinde yer alan önemli bir ziyaret noktasıdır. İlk olarak miladi 7. yüzyılda inşa edildiği kabul edilen bu mescit, asırlar boyunca çeşitli dönemlerde yenilenmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Abdullah bin Abbas’ın ilim ve tefsir alanındaki büyük katkıları sebebiyle, bu mescit hem tarihi hem de manevi açıdan büyük değer taşır. Taif’te yer alan en önemli ve en eski camilerden biri olarak kabul edilen bu mekân, umre ziyaretçileri için hem ibadet hem de sahabe hatırasını yad etme imkânı sunan anlamlı duraklardan biridir.

Taif Abdullah Bin Abbas Mescidi

Hz. Addas Mescidi

Hz. Addas Mescidi, İslam tarihinin hüzünlü fakat ibret dolu hadiselerinden birine ev sahipliği yapan önemli bir ziyaret noktasıdır. Bu mescit, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Taif yolculuğu sırasında taşlanarak yaralandıktan sonra sığındığı bağda, kendisine üzüm ikram eden ve daha sonra İslam’ı kabul eden Addas ile karşılaştığı yerde inşa edilmiştir. Bu olay, İslam tarihinde merhamet, sabır ve tebliğin evrenselliğini simgeleyen önemli bir hatıra olarak kabul edilir. Günümüzde sade yapısıyla ziyaretçilere açık olan mescit, hem bu anlamlı buluşmayı hatırlamak hem de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Taif’te yaşadığı zorlukları tefekkür etmek isteyenler için manevi değeri yüksek bir durak niteliğindedir.

Üzüm Bağları

Taif’te yer alan üzüm bağları, serin iklimi ve verimli toprakları sayesinde bölgenin en dikkat çekici doğal güzelliklerinden biridir. Suudi Arabistan’ın diğer şehirlerine kıyasla daha ılıman bir havaya sahip olan Taif, bu özelliğiyle üzüm yetiştiriciliği için elverişli bir ortam sunar. Yemyeşil bağlar arasında yapılan yürüyüşler ziyaretçilere huzurlu bir deneyim yaşatırken, Taif üzüm bağları doğayla iç içe vakit geçirmek ve şehrin sakin atmosferini hissetmek isteyen ziyaretçiler için önemli bir durak niteliğindedir.

Kua Mescidi

Taif’te bulunan Kua Mescidi, İslam tarihinin önemli duraklarından biri olarak kabul edilen mütevazı ve anlamlı bir ibadet mekânıdır. Rivayetlere göre, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Taif ziyareti sırasında bir süre dinlendiği ve namaz kıldığı yerlerden biri olarak bilinir. Bu yönüyle Kua Mescidi, hem tarihi hem de manevi değeri yüksek bir ziyaret noktasıdır. Sade mimarisi ve huzurlu atmosferiyle dikkat çeken mescit, ziyaretçilere geçmişin izlerini hissettiren sakin ve derin bir manevi deneyim sunar.